Temiz » Hikayeler » Bilim Kurgu Hikayeleri » cebirin hikayeleri 2 doğum
cebirin hikayeleri 2 doğum
Karşısında ki hiç ses çıkarmadan bileklerinden tuttu. Bileklerinden tutar tutmaz kızın çığlığı geceyi yarıp geçti.kendisine dokunan el değil de sıcak bir demirden eldivendi sanki. Kurtulmaya çalıştı. Az önce ki çığlığını tekrarlamak istiyordu ama biri duyar diye ses çıkarmıyordu. Kendini daha fazla tutamadı tüm feryadını tüm acısını toplamıştı bugüne saklamış gibi bağırıp ağlamaya başladı. Bileklerinin derisi kalktı. Mücadele, mücadele bir yere varamıyordu artık. Sağa sola gidip geliyorlardı.karşısında ki güçlüydü ama direniyordu.bir o yana bir bu yana derken Ayın ışığının girdiği pencereye geldi karşısındaki ile. Işık vurur vurmaz az önce geceyi bile korkutan çığlığın sahibi..
Cebir’in maceraları 2
-Doğum-
13.11.1986
Saat:18:33
Karanlık ile gecenin müttefikliği güneşi bir kez daha yendi.Tepelerin ardından batarken,ay Sipan dağların arkasından yükselip adeta gündüze meydan okuyordu.Bir kolu sipan dağında bir kolu da Zagros dağlarındaydı.ihtişamlı vücudu ve yaydığı ışık dünyayı yarı, yarı aydınlatıyordu.Şeytan dersindeki sessizce koşan gölgelerin sahipleri sırtladıkları patikayı hızlı ve temkinli adımlarla çıkıyorlardı.derenin zirvesi çok uzak değildi ama hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu Ferhat’a. Güneşin batması zirveye turuncu bir renk veriyordu. Çalılar güneşin gidişini adeta oyunlar ile kutluyorlardı. Rüzgar bir o yana bir bu yana önüne çıkan her şeyi alıp savuruyordu.
Ferhat çık , çık bitmiyor değip bir küfür patlattı kendine. Niye buradayım der gibi
-- Komutanım onları görebiliyoruz, dedi telsizdeki ses,kendinden emin bir şekilde..
--Tamam koçum telsizin sesini kısıp benim emrimi bekleyin. Evladım aranızdaki mesafe nedir? Tok ve göçlü ses tonuna sahip Teğmen Bülent.
Telsizin sesini iki çıt daha kısan birinci tim çavuşu Yüksel.
--Komutanım aramızdaki mesafe elli metre.
Haydara bakıp kulaklarının alışmış olduğu bir sesle;
--yav bu adam bana yine koçum dedi.
Haydar 1.70 boylarında abisinin güneydoğuda askerden sonra anlattığı askerlik macerası hikayeleri aklına geldikçe gülüyordu..Şimdiden bile dinlediği hikayelerin ve çatışma sayılarını ikiye üçe katlamıştı.İzmir yeni Foça komando birliğindeki acemi birliğini tamamlayalı iki ay olmasına rağmen.
Her timde bir çavuş
1--onbaşı
2--roket atarcı,
2--bomba atar
1--sıhhıye eri
1--koruma eri,
1--tüfek bombacısı,
1--mayıncı
2--tanede avcı eri bulunmaktaydı. Çavuş ve Onbaşı hariç diğer erlerde avcı eriydiler ama pusularda sızma işini asıl avcı erleri görevleri üstleniyorlardı. Toplam 12 erden oluşuyordu tim. Uzman ve Astsubay ile birlikte 18 kişi oluyorlardı.
Şimdilik operasyona 4 tim ve 1 adet özel harekat askerleri katılmıştı. Bunların komuta kademesini Teğmen Bülent üstlenmişti.
--Anlaşıldı, ben ateş ettiğim gibi sizlerde ateş edersiniz. Her çavuş ve onbaşılarda farklı telsizler mevcuttu. Ayrı frekanslarda çalışıyorlardı.bir tanesi dinlense bile diğerinden haber alamazlardı.
Daha önce den çekmiş olduğu kurma kolunu bir kez daha sol eli ile yokladı,emniyet tertibatını tek, tek atıma ayarlayıp kelimeyi şahadetten sonra bismillah deyip tetiğe bastı. Tüm askerler sanki tela pati içerisindeler di. Hep bir ağızdan ama sessizce kelime-i şahadet getirip biraz sonra ortalığın cehennem olacağını tahmin ettiler. (komutanın son sözlerinden anlamışlardı)
13,03,1986
9 ay önce
Saat:21:30
Kalabalıkları arakalarında bırakarak sessizce evlerine doğru yürüyorlardı.( Ayfer ve annesi)
Artık seninde düğün hazırlıklarına başlayalım dedi,annesi.
--daha iki hafta var anne hem Serhat zaten bir çok şeyi hazırlamış, birtek benim şu çeyizler kaldı onlarda iki üç güne kalmaz biter.
Sol elini kulağına götürdü. Heyecan ile korkuyu aynı anda yaşayarak
--küpelerim yok anne, Düğün evinde unuttum herhalde, dedi ben bir gidip bakıp geleyim.mi?
Aslında küpeler eteğinin küçük yan cebindeydi.Serhat ile buluşmak için böyle bir küçük yalana baş vurmuştu.Serhat’a iyi geceler demek için gidecekti ve kocaman bir öpücük içinde.(serhat’ın haberi yok, Ayfer’in küçük ara sıra yaptığı planı.)
--yok olmaz bu saatte yarın sorar bulmuşlarsa alırız.hadi gel eve gidelim.
--yok anne, annesinin sözünü bittirmek özereyken. Ben onları düğünde takacaktım.Serhat nişan günü almıştı bana.
--tamam bende geleyim alıp geliriz
--yok sen eve git anne ben daha sen eve varmadan alıp gelirim bile..bir kelime daha etmesine izin vermeyeceğini belli ederek..
--tamam dedi. Ama acele et.
Arkasında bıraktığı annesi karanlıkta kayboluyordu.o kadar hızlı yürüyordu ki arkasını dönüp annesine bakma ihtiyacı hissetti. Karanlığın içinde sadece başındaki beyaz yazması annesinin nerede olduğunu gösteriyordu.Gecenin karanlığını daha düğün davetlilerinin sesleri ile yanından geçtiği köy çeşmesi bozuyordu. Birden bir esinti kulaklarına, saçlarına ve tüm vücuduna hakim olmak istedi. Bir titreme ile silkinip attı üzerinden.ki kendini toplamışken Serhat’ın sesi kulaklarından tüm vücuduna yayıldı.sola baktı, sağa baktı kimse yok.hay Allah dedi içinden,bir kez daha ismini duydu.çeşmenin karşısında ki mukaddes teyzelerin evinden geliyordu.onlar evi boşaltıp ilçeye taşınalı yıllar olmuştu.pamuğa ve çobanlık yapmaya gelen yoksul aileler evi köy muhtarı bakım yaptıktan sonra teslim ediyordu.ama şimdi boş evden kendisini çağıran sese doğru döndü.
Ev ün tarafı iki odanın dışa doğru çıkık yapılması sebebiyle ‘U’ şeklini almıştı.önünde küçük bir balkon tipi yapılmak istenmiş sanki.beyaz Tahta kapının sağında solunda uzaktan belli olmayan ama yakından bakılınca eğri olduğu anlaşılan iki küçük parmaklıklı pencere vardı. hiç yanmayan köy aydınlatması pencerenin birine Ayın eve vuran ışığını kesiyordu.Eve baktı içinde hiçbir korku yoktu sesi tanıdıktı çünkü. Karanlık pencere iki üç defa çakmakla aydınlandı içerden.güldü kim olduğuna kesin kanat getirmişti artık. Bu onların haberleşme tarzıydı.( Ayfer ile Serhat’ın). Bir adım iki adım koşuyordu artık. Kendini alamadı kapıya tüm gücüyle çarptı. Ayyy’’ diye istem dışı sesle girdi içeriye. Kapının alt menteşelerinden biri kırıldığı için her açılıp kapandığında yerden sürüklenip büyük bir gürültü çıkarıyordu.
--ben geldim’ dedi heyecanlı ve ilk defa buluşuyorlarmış gibi.
Karşısında ki hiç ses çıkarmadan bileklerinden tuttu. Bileklerinden tutar tutmaz kızın çığlığı geceyi yarıp geçti.kendisine dokunan el değil de sıcak bir demirden eldivendi sanki. Kurtulmaya çalıştı. Az önce ki çığlığını tekrarlamak istiyordu ama biri duyar diye ses çıkarmıyordu. Kendini daha fazla tutamadı tüm feryadını tüm acısını toplamıştı bugüne saklamış gibi bağırıp ağlamaya başladı. Bileklerinin derisi kalktı. Mücadele, mücadele bir yere varamıyordu artık. Sağa sola gidip geliyorlardı.karşısında ki güçlüydü ama direniyordu.bir o yana bir bu yana derken Ayın ışığının girdiği pencereye geldi karşısındaki ile. Işık vurur vurmaz az önce geceyi bile korkutan çığlığın sahibi dondu kaldı.(Ayfer). Gözleri kendisine ihanet edecekmiş gibi yuvalarını terke hazırlanıyorlardı.al al yanaklarından kanlar çekildi kulakları sağırlaştı dünya durdu hayat bekledi dışarıda musluğu bozuk köy çeşmesi suyunu bekletti havada.kalbinin atışlarını hissetmiyordu.karşısındakinin ne olduğunu anlamaya da çalışmıyordu. Çünkü tarif edemezdi.
Sivri kulakları, sayılamayacak kadar çürümüş olan küçük dişleri, siyah göz bebekleri, beyaz teni, uzun siyah saçları kirpiklerine değiyordu neredeyse. Çırıl çıplak vücudu geniş omuzlu elleri ile dokunduğu her yerden ateş atıyormuş gibi kızarıyordu vücudu. Kaslı bir ve adaleliydi de.belden altını göremiyordu.
Gözleri kendisini terk mi etti yoksa ışığını mı? kaybetti bilmiyordu. Yere düştü.dizlerinin hemen altında biten siyah eteği bir dizi havada kalarak bacaklarının arasının bir kısmını Ayın ışığı yarı yarıya tenini parlatıyordu. Giydiği uzun kahve rengi donu hiç güneş almamış beyaz baldırlarına kadar geliyordu.
Ay yüzlü yerde yatan Ayfer’e doğru eğilerek eteğini göbeğinin üzerine atarak, giymiş olduğu donu kendisine doğru çekerek ayak bileklerine kadar indirdi. Beyaz bacakları bakılamayacak ve mankenlerinkine taş çıkartacak kadar güzellerdi.elleri ile dokunduğu her yer yanıyordu. Eteği, donuna hep parmak veya el izi bırakıyordu. Ayaklarının önüne diz çüktü ve sol elinin tersi ile havada kalan sol bacağının üstünde dolaştırdı. Her gidip gelme yanık tırnak izi bırakıyordu Ayfer’in bacaklarında. Diğer bacağı da kaldırdı. Artık Ayfer’in bütün şehveti ününde durmuş onu bekliyordu.onun olacaktı. Öne doğru bir hamle yaptı zaten çıplak olan vücudunu onun tenine değdirdi değdirecek Ayfer’in açık kalmış gözlerine elini götürdü sonra vazgeçti. Bu güzelliğe zarar gelir endişesi ile.sonunda değdi teni sarstı duvarlar sarsıldı kırık kapı kırık pencereler. Az önce duran sular yeniden aktı. Esmeyi bırakan tatlı esinti tekrar harabe eve girdi. Boğazından gelen inilti geceyi korkuttu.yataklarında uyuyan köylüleri uyandırdı. Sokakta kimse olmamasına rağmen gölgesiz cisimlerle doluydu ve ses yankılanıyordu köyden..
Katlı elleri ile yerden destek alarak. Ayaklarına batan keskin talaşlara ve kırık camlara aldırış etmeden elleri ile temizledi.o kadar cisim batmış olmasına rağmen tek bir kanama veya tek bir derisi yırtılmamıştı.sırtını dönüp tam duvardan çıkıp kayboluyordu ki ( vücudunun yarısın duvarın içindeyken boynunu çevirdi) geri döndü tekrar eğildi az önce indirdiği donu yukarı çekip eteği eski haline getirdi.ayın ışığı Ayfer’in yüzünü bir melek gibi parlatıyordu.
Döndü ve duvarın içinde kayboldu.
Annesi saate baktı, gideli bir saat oldu ama halen yok.iç,i içini yiyordu.söyleniyor kızıyor ama bir çözüm bulamıyordu. Aklındaki tek çözüm serhat’ın evine gidip sormak yoksa aramak için yardım istemekti.düğün serhatların amcasının oğlunun ki idi.o nerde olduğunu bilir.peki
Ya nerde olduğunu onlarda bilmiyorlarsa,yada, yada.
Töbe, töbe dedi kendisine yüksek sesle kızarak.olmayacak böyle dedi.zaten benim oğlum değimli?.düğün 2 hafta sonra o zaman tamamı ile benim oğlum olacak.
Kalktı,kapının ününde ki mavi lastik ayakkabılarını giydi. Az önceki gibi beyaz yazması karanlıkta bir o yana bir buyana bir daha sallandı.sallanan kendi yaşlı bedeniydi.
Düğün alanında kimse kalmamıştı. Alan hemen Serhat’ın evinin önüydü zaten.tahta boyası silik ama sonradan mavi renge düzensiz olarak büyük harfler ile 27 numara yazılmış olan kapıya iki defa vurdu.
--Kim o,dedi Serhat.
--benim Emine dedi korku ve kaygılı bir ses ile.
Sesi duyar duymaz hemen banka kasa kapısını bile güvende tutacak anahtar sesleri biri bir ardı ardına açılmaya başladı.
--Hayırdır anne, dedi serhat..
--Ayfer yok buraya geleceğini…ki sözünü bitiriyordu Serhat araya girdi…
--ne zaman,ne zaman deyip yalın ayak dışarı çıktı..Serhat’ın sesini duyan babası hemen arkasında belirdi…
--Hayırdır emine hayırdır Serhat diye aynı soruyu ikisine de yöneltti.
Serhat ne yapacağını şaşırarak sağ da sol da kaybettiği bir eşyasını arıyormuş gibi bakındı. Babası kolundan tutarak
--Ayakkabılarını ve üstüne bir şeyler giy diye emir askerine emir veren komutanlar gibi emretti. O da bir asker gibi verilen emre uyup hemen ayakkabılarına yönelip (-kapının arkasında duran ayakkabılarını-) giydi.yaşlı kadın onlara bakıyor içinden bildiği bütün duaları ediyor Ayfer’in sesini duymaya çalışıyordu.(-köşe başında belirip anne sen ne yapıyorsun burada demesini bekliyordu-).serhat, onun iki kardeşi, büyük ablası ve yan komşusu olan refik dayısıyla aramaya koyuldular.herkes bir yana dağıldı. Serhat’ın ablası ile Ayfer’in annesi (emine) birlikte diğerleri ise tek, tek arıyorlardı.
Serhat hiçbir yere bakmadan daima buluştukları eve ( Mukaddes teyzenin evi) doğru yürüdü.
Kapının altı yerde sürükleniyor ama o buna aldırış bile etmiyordu( daha önce ki buluşmalarında daima sessizce kapıyı kaldırır içeri girerdi).Ay yönünü değiştirdiği için artık yansıması Ayfer’in yüzüne vuruyordu.güzelliğine bakmak istedi bir süreliğine dalmak istiyordu ama yerde cansız olabileceğinden korktu.hemen televizyondakiler gibi boynundan nabzını kontrol etti.Atar damar atıyordu.Gözlerinin açık kalması yüzüne korkunç bir ifade kazandırmıştı.ellerinin arasına alıp kendisine en yakın olan Ayfer’in evine koşarak götürdü.
Bağırdı köyün içinde buldum, buldum.sesi duyan herkes eve koştu.Kendisinden beklenmeyecek bir performansla koşan emine teyze serhat’ın ablasını şaşırtıyordu.eve girdiğinde herkesin Ayfer’in başında toplandığını gördü.kalabalığı yararak yanına diz çöktü. Ayfer’den kaçmaya çalışan saçalarını terbi etmek ister gibi elleri ile düzeltti.kimse sormadı neredeymiş diye ama daha sonra sorulacağı kesindi,beklide sorulmuştur da sorunun muhatabına sorulmamıştır.
Saat:03,45 Ayfer
(yer yatağında yatıyordum özerimde ince ama sanki tonla ağırlığı olan bir battaniye vardı.Ağrılar kasıklarımdan tüm vücuduma saldırıp kaçıyormuş gibiydiler.ama son ağrılar tüm vücudumu istilaya gelmiş gibiydi.yavaş,yavaş midemden göğüs kafesime oradan boynuma her yer irademin dışında kalıyordu.boynuma yaklaştığı gibi düğümlendiğini hissettim, nefes alamıyordum sadece bir hırıltı,başka bir şey yoktu.Dudaklarıma girdi ağrıdan titremeye başladı kendimi tutamıyordum gözlerimin altından geçerken dışarı çıkacaklarını sandım. Ve sonunda aklımın içine girdi. Bundan sonrasını hatırlamıyorum.acı artık bir yol gibi olmuştu. Tırnak uçlarımdan tutunda saçımın teline kadar her yer şuan (ağrıların) istilacıların elinde idi.)
2 hafta sonra
Düğün gecesi.
Karanlık odada sadece kendilerinin olduğunu sanıyordu Serhat. Yatakları yerden yarım metreden yüksekte bulunan pencerenin hemen karşısına serilmişti.(yer yatağı). İki çıplak beden bir birleri ile değdikçe titreme alıyordu.Ayfer’in bacaklarının arasına giren serhat dizlerinin üzerinde duruyordu sağa ve sola koyduğu elleri ile destek alıp vücutlarının bir bütün olması için çalışıyordu.Ayfer başını bir an için yandaki üst üste koyulmuş yataklara takıldı, gözleri bir anda açıldı.dili ve gözleri kaçmak istiyordu.ağsı yarım ay şeklinde açıldı.karşısında ay yüzlü vardı.(tecavüz eden).
Ay yüzlü yerinde kalktı onlara doğru geldi ve Ayfer’in kulağına eğilip fısıldayarak.
--benim işim bitti. (Serhat’ın sesini taklit ederek). Deyip biraz olsun odayı aydınlatan pencereye doğru yürüyüp pencere ve duvardan geçti.
(25 saniye önce )
Korkma aşkım bir şey olmaz dedi serhat,( tüm şehveti tadıyordu artık gidip gelmeler ile. damat tıraşı ile tertemiz olmuş yüzünü Ayfer’in yüzüne sürüp dudakları ile alt dudağını kendisine doğru çekiyordu. Boynundan aşağı inmeden birkaç tane öpücükte buraya bıraktı.göğüslerine ve tüm vücuduna sahip olmak istiyordu. Başını kaldırıp Ayfer’in açık kalmış gözlerine ve ağzına bakarak yorum yaptı.
Kendisini toparlayan Ayfer üzerinde iniltiler çıkaran serhat’ı kollarının arasına alarak sıkaca tuttu ve bir daha bırakma beni dedi.ama serhat’ın çıkarttığı ses Ayfer’in sesinin havada kalmasına neden oldu.
9 ay sonra.
Saat:18,30
dışarıda yağmur ve hafif fırtına bir b olarak toprağı
Ayfer’in sancıları git gide artıyordu. Yer düşeğinde yatırılmış ebenin gelmesini bekliyordu.
Birden kapı büyük bir gürültü ile açıldı. Önde annesi arkada 70 yaşlarında köyün en yaşlı ve ne bilge kadını Seher ebe girdi..onlar gelmeden sıcak su hazırlanmıştı.onlar odaya girdiği gibi bir hareketlilik başladı içerde her şey yerinden oynuyordu..kapıların ve pencerelerin gıcırdaması duvarda duran eski siyah beyaz askerlik fotoğraf ve üst üste duran yorganlar aşağıya doğru kaydılar..herkes içerden, içerden korkmaya başladı ama kimse belli etmiyordu..
Hemen eğildi ve bacaklarını kaldırıp iki yana ayırdı.Ferhat olanları büyük bir endişe ile izliyordu.. Seher kadın Ferhat’a dönerek odadan çıkmasını istedi.Ferhat istemeye,istemeye derme çatma olan salona geçti..oda daz lambası ile aydınlanıyordu.yarı karanlık köşede aşırı bir yoğunluk var içerdeki herkes bunu hissedebiliyordu..Sıcak su ile Ayfer’in karnını ısıtıp rahminide renkli bir bez ile nemlendiriyordu..yavaş, yavaş bebeğin başı gözüküyordu.ama olay iyiye gittikçe odadaki hareketlilik artıyordu her kelimeyi dışardan bir aydunlanma ve daha sonrasında bir şimşek takip ediyordu..evet geliyor dedi..Seher kadın geliyor.yüzünde büyük bir sevinç vardı.Ayfer’in ıkınmaları bebeği dışarı o kadar hızlı atıyordu ki sanki üçüncü veya dördüncü çocuğunu doğuruyordu. Ve tamamlanmıştı artık her şey bitti dedi Seher kadın bitti.ayaklarından tutarak havaya kaldırdı.kaldırır kaldırmaz köyü yıka bilecek kadar güçlü bir şimşek çaktı ve tüm dünyayı aydınlık la kapladı..bebek yukardan aşağıya doğru sanki renk değiştiriyordu.yakınlaştıkça derisi insan derisi gibi kırmızılaşıyor uzaklaştıkça açık griye dönüyordu..
Görünmeyen ama ayak sesleri ve odada oluşan yellemeyi herkes hissedebiliyordu artık..göbeği koparıp beyaz bir bezin içine öylece bıraktı ebe. Yavaşça kalkıp kapıya doğru yürüdü. Çünkü odanın sağ uç köşesinde ki karartılar artık gözle görülüyordu.Ayfer’in annesinin sırtı dönük ve çocuğun başında olduğu için farkında değildi.kapıyı açmadan kalbi durdu.yere yığıldı ve öldü.diğer yaşlı kadın arkasını dödüğü gibi başında ki elin sıcaklığını hisseti ve öldü..odaya büyük bir göç ile giren Ferhat dondu ve kaldı..büyük bir çığlık attı.erkek sesi bütün köyü inletti..
Baba kalk Ferhat’ın sesi geldi dedi muhtarın büyük kzı.hemen ayağa kalkıp eve doğru koştu arada fazla bir mesafe yoktu kabanını alıp eve doğru koştu kapının üzerinde bulunan tokmak hızlı bir şekilde vurdu tahta kapıya.kimse yoktu..
Nerden geçelim komutanım. Diye sordu yaşar uzmn.
Köyden geçelim okulda dinleniriz biraz.
Emredersiniz. Yavaş, yavaş köye giren askerler muhtarın evine doğru gidip okulun anahtarını almak için yaklaştılar.saate baya geç olmuştu
.saat 22:47
Komutanım muhtarın sesi buradan geliyor dedi yaşar uzmn.
Tamam.onun yanına gidelim.
Hayırdır kia :[yerel halk dilinde muhtar]
Bilmiyorum komutan içerden ses falan geldi.bakma istedim ama kapı kilitli.
Hani ses yok,evet komutan ses kesildi.bir kaç defa daha vurma ile yine kimse kapıyı açmadı.ne yapalım.ne yapalım….diye kendi kendine soruyordu Bülent teğm.
İmamı çağıralım komutan.imam mı? O ne yapacak ki. O bir çözüm bulur.imam geldi sonunda elinde kuran ile beyaz cüppesini giymiş muhtarın arkasından geliyordu.
Selamün aleyküm dedi evin etrafını saran bütün askerlere tek, tek.kapının önünde büyük bir asker i gurup vardı.yolunu açtılar ta komutanın kapının önüne kadar dar bir koridor olmuşlardı. Ne yapalım imama efendi.kapıyı birkez daha kendisi denek istedi.tokmağa dokunduğu gibi kendiliğinden açıldı.kapıyı itip içeriye tek girmem dedi.bülent komutana dönerek.tamam dedi gözleri ile yaşar uzm.yüksel ve Sercan sen hadi gelin cebinde çıkarttığı bir demet çevşeni askerlerin ön ceplerine koydu.geriye kalanı da tekrar cebine koydu.ya Allah ya Bismillah deyip içeri imam önce girdi ardından Bülent teğm. Yaşar ve askerler. İçeri girmeden kesin emir verdi kimse içeri girmeyecek diye.
13 saat sonra..
E Bülent anlatsan başka ne oldu diye diretti yarbay serdar.tekrar anlatmaya başladı Bülent teğm. Komutanım içeri girmeden imim bit dualar etmeye başladı kendimi zor tutuyordum o kadar güzel dökülüyordu ki sanki ramazan ayında ilahi dinliyormuşum gibi geliyordu..gözlerimden yaşlar akmaması için kendimi zor tutuyordum.karşımıza hiçbir şey çıkmadı..ev bom boştu ama ailenin diğer fertleri ve ebe ölmüştü.baba ise ortalıkta yoktu.muhtar evde olduğunu idda ediyordu ama yoktu.
Daha sonra da mı? Çıkmadı ortaya diye karıştı söze.
Yok komutanım aradık ama köyün yoktu hiçbir evinde yoktu..bizde çocuğu esirgeme kurumuna verecez diye muhtardan alıp getirdik..
Aldınız mı? Evet komutanım çocuk bur da
Nerde..pencereye gelin komutanım lütfen. Koltuğundan kalkıp pencereye doğru yürüdü..ünündeki perdeyi kaldırıp ikinci kattan aşağı baktı sadece operasyondan dönen timler var.nerde? Bülent aşağıda komutanım çocukların arasında.getirsinler yukarı.pencereyi açıp yüksel diye bağırdı.sese doğru başını kaldırıp emredin komutanım dedi.alın gelin yukarı dedi.birinci tim deki herkes gelsin.büyük bir koşuşturmaca ile silah ve çatalarını büyük bir düzen ile bırakıp yukarı çıktı herkes.kapıyı ilk çalıp içeri giren yüksel çavş.oldu.tekmil verip bekledi.gelin dedi içeriye. Sırt çantasını masanın üzerine koyan Sercan fermuarı açıp çocuğu yarbaya gösterdi.dilini yutmuşa döndü gözlerine bakmaktan kendini alamıyordu.derisi başka bir konuydu zaten..ee Bülent ne yapacaz biz bu çocuğu komutanım bunu bana verin Ankara ile görüşüp bu çocuğun bütün sorumluluğunu alıyorum.nasıl olacak o.komutanım gelirken yolda arkadaşlar ile konuşup anlaştık..şöyle olacak.
Öncelikle bu çovun varlığından kimsenin haberi olmayacak ve sadece gizli araştırmalar kurumu olan TGAK bildirilsin biz 1 tim olarak bu çocuğun bütün güvenliğinden sorumlu olaca.2. birinci tim operasyonda pkk ile çatışmada öldü diye heber verilecek ama aillerine bilgi verilecek.nüfüzdan düşürülecek. 3 ve son bu çocuğun adı Cebir olacak.
Niye Cebir olacak..cebir dünyaca ünlü bir Türk ve bu kez daha da ünlenecek..
Balkım Bülent genel kurmay kabul edecek mi?..eder komutanım..
5 gün sonra..
TRT 1 saat 6
Spiker son dakika gelişmesini seyircilerine duyurdu…sayın seyirciler az önce alınan bir bilgiye göre pusuya düşürülen 15 kişilik askeri bir tim şehit oldu.isimleri şöyle..
Cebir önre….
Bu yazi 2009-05-06 tarihinde, cebir tarafindan eklendi
Alt Kategoriler
- Dini Hikayeler
- Komik Hikayeler
- Bilim Kurgu Hikayeleri
- Sevgi Hikayeleri
- Tarihi Hikayeler
- Ilginc Hikayeler
- Basari Öyküleri
- Korku Hikayeleri
- Dostluk Hikayeleri
- ibretli Hikayeler
- Kahramanlik Hikayeleri
- Nükteler
- Hazir Cevaplar
- Ask Hikayeleri
- Türkü Hikayeleri
- SEN DE EKLE
Ana Bölümlerimiz
- Anasayfa
- Tüm Konular
- Hikayeler
- Fikralar
- Masallar
- Efsaneler
- Biyografiler
- Destanlar
- Nasihatlar
- Videolar
Hikaye Sitelerinden
- Ihya Hikayeleri
- Zehirliok Hikayeleri
- Dini Hikaye ve Kissalar
- Ailem Hikayeler
- Hidayet Öyküleri
- Dini Hikayeler
- Sahabelerin Hayatlari
- Molla Cami Hikayeler
- Videolar ve Hikayeler
- Islami Kariyer Hikayeleri
sitemizde su an teknik calismalar oldugu icin bazi konu ve bölümlere ulasamaya bilirsiniz. anlayisiniz icin tesekkür ederiz. En kisa zamanda sitemizi daha da güzellestirecegiz insaallah.