Temiz » Hikayeler » ibretli Hikayeler

ibretli Hikayeler

Kum ve Kaya

 Mesnevi’de şöyle bir hikaye anlatılır:Çölde yolculuk eden iki arkadaş, yolculuk esnasında bir sebepten tartışırlar, biri ötekine bir tokat aşk eder. Tokadı yiyenin canı çok yanar; ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:
“BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI.”
Yolculuklarına devam ederler ve nihayet bir nehir kenarına gelirler. Susuzluktan bunalmış haldeki yolcular hemen serinlemek ve susuzluklarının gidermek için nehre uzanırlar. Tokadı yiyen su içerken suya düşer, boğulmak üzereyken, daha önce tokat atan arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selamete çıktıktan sonra, nehir kenarındaki bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:
“BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI.”
Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der:
“Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın; ama şimdi kayaya kazıyorsun, neden?” Diğeri ona şöyle cevap verir.
“Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.”

Devamini Oku

Zeytin Efsanesi

BİR MÜDDET ZEYTİN YİYECEĞİZ, SONRA...
Kendisini karşılayan sekretere ; Nazif Bey'le görüşmek istediğini söyledi.
Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?" dedi.
"Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla
"Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu." dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine.
"Ya, öyle mi.?" diyebildi sadece. Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu.
"Evet var, oğlu Selim Bey....".
Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Bey'le görüşebilir miyim?" dedi. Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,
"Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün
olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim." dedi ve telefona yöneldi..
Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.

Devamini Oku

Şikayet

Bir köylü, mübarek bir zatın yanına geldi ve şikayete başladı:“Ne olur bana yardım edin, yoksa çıldıracağım. İki göz bir evde yaşıyoruz. Ben, karım, çocuklarım. Herkesin siniri tepesinde. Birbirimize bağırıp duruyoruz. Ev sanki bir cehenneme döndü. Bize geniş bir ev lazım, ama yapmaya gücümüz yok.”“Sana söyleyeceğim şeyi yapacağına söz verir misin?” diye sordu mübarek zat.“Yemin ederim, ne söylerseniz yapacağım.”“Pekâla. Kaç hayvanın var?”“Bir inek, dört keçi ve altı tavuk.”“Onların hepsini evinize al. Bir hafta sonra yanıma yine gel.”O köylü çok şaşırmıştı, ama itaat edeceğine söz vermişti bir kere. Böylece, hayvanları da ahırdan evin içine aldı. Bir hafta sonra geldiğinde perişan haldeydi. Acı ve kederle inliyordu. “Mahvolmuş durumdayız. Pislik! Koku! Gürültü! Hepimizin aklının kaçırmasına ramak kaldı!”“Şimdi git ve hayvanları evden çıkar” dedi mübarek zat. Adam eve kadar hiç durmadan koştu. Ertesi gün o zatın yanına geldiğinde gözleri mutluluktan parlıyordu:“Hayat ne kadar güzel. Biz evde, hayvanlar ahırda. Evimiz, öyle sessiz, öyle temiz ve öyle geniş ki, sanki bir cennet!”

Devamini Oku

Başkası olma.Taklitten kaçın

Ormana canlılık getirmesi için aslanın emriyle şarkı yarışması düzenlenmiş.
Kazanan ömür boyunca hiçbir hayvan tarafından saldırıya uğramayacakmış.
Eşek, adaylardan biriymiş ve şarkısına başlamış. Ondan başka herkes kulaklarını kapatmış.
Bilge ve anlayışlı kaplumbağadan başka kimse onu alkışlamamış.
Sırayla bütün hayvanlar hünerlerini göstermişler.
Sıra bülbüle geldiği zaman, güle olan aşkını temsil eden bir beste söylemiş ve bütün orman duygusal bir havaya bürünmüş.
Herkes bülbülün birinci olacağını düşünürken sıra papağana gelmiş.
Kendinden önce sahneye çıkan başta bülbül olmak üzere tüm hayvanların nefis bir taklidini yapmış. Onun bu becerisi aslanında çok hoşuna gitmiş.
Tam papağan birinci seçilecekken yaşlı bilge kaplumbağa şöyle diyerek itiraz etmiş “sevgili kralım! Biliyorsunuz bu yarışmaya herkes kendi sesiyle katılacaktı. Oysa biz papağanın kendi sesini dinleyemedik. Birde kendi sesinden bir şarkı dinleyelim, o zaman kararımızı veririz!” ancak papağan başkalarının sesini taklit etmekten kendi sesini unutmuş ve hiç bir şey söyleyememiş, bülbülde birinci olmuş.
Şimdi hepinize sesleniyorum lütfen kendiniz olun! Herkes birbirini olduğu gibi kabul etsin..
Kaynak: GENÇBEYİN Dergisi

Devamini Oku

Kaşağı

AHIRIN avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul'a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan'la artık Dadaruh'un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh'la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı... tık... tıkı... tık... tıpkı bir saat gibi... yerimde duramaz,

- Ben de yapacağım! diye tuttururdum.

O vakit Dadaruh, beni Tosun'un sırtına koyar, elime kaşağıyı verir,

- Hadi yap! derdi.


Devamini Oku

İrem Bağları ve Şeddad bin Âd

Hazret-i Muâviye zamanında Abdullah bin Kilâbe adında bir şahsın devesi kaybolmuştu. Abdullah devesini ararken, olağanüstü bir bahçe gördü. Duvarları cevherlerden örülmüştü. Gözlerine ve gördüklerine inanamıyordu. O cevherlerden bir miktar aldı ve Hazret-i Muâviye’ye getirdi. Başından geçenleri de bir bir anlattı... Cevherleri yaktılar!..
Hazret-i Muâviye, Abdullah’ın getirdiği cevherleri inceledi. Binlerce yılın tozunu toprağını üzerinde taşıyan cevherler işe yaramaz olmuşlardı. Ateşe koydular. Yandıkça misk ve amber kokusu geldi. Bu kokudan anladılar ki, cevherler İrem Bağına aittir. (İrem Bağı, Hûd Aleyhisselâm zamanında Âd Kavminin reisi olan ve Hûd aleyhisselâma inanmayan Şeddâd bin Âd’ın, “Yâ Hûd! Senin ilahın o dünyada yaptığı Cennetle öğünürse, ben de bu dünyada bir cennet yapayım ki, onun Cennetinden daha şâhâne olsun!” diyerek dünya servetini dökerek yaptırdığı bir bahçedir.)
 

Devamini Oku

Düğmeleri Sabaha kadar yetiştir.

Zalim bir padişah kuyumcu başısını huzuruna getirerek şu emri verir. Üstüme dikilmek üzere bana on iki adet yıldız şeklinde altın düğme yapacaksın. Bu düğmeler yarın sabaha kadar yetişecek. Derhal git, işe başla!

Ferman efendimizin, fakat padişahım, on iki adet yıldız düğmeye yarın sabaha kadar yetiştirebilmeme imkân yoktur. Bunları evvela çivi şeklinde dökeceğim, söve döve yassıltacağım. Sonra da yıldız şekline getireceğim. Bir saniye durmadan çalışmak şartıyla en az üç günlük bir işi var

Diye düğmeleri sabaha kadar yetiştiremeyeceğini anlatmaya uğraşırken, padişah:

- Yıkıl karşımdan, şimdi senin kelleni uçurturum. Emrettiğim düğmeler sabahleyin burada hazır bulunmazsa kendini yok bil.

Der.

Adamcağız, perişan bir halde huzurdan çıkarak evine gelir. Kendisini karşılayan karısına ve çocuklarına vaziyeti anlatır. Ertesi gün hayata veda edeceğini katiyetle bildi için işe hiç başlamamayı tasarlar. Ölümünün arifesinde karısın, çocukların görmeyi ve son saatini huzur ile geçirmeyi tercih eder.

 

Devamini Oku

Mazarratlı harfler kaçtır?

Zamanın akıllı geçinenlerinden güngörmüş bir zâtın yolu bir gün bîmarhâneye (ruh ve sinir hastalıkları hastahânesine) uğramış. Hastalardan birine sormuş:-Kaç yıldır buradasın?-Senesini ben de unuttum. Aslında deli falan da değilim. Nedense bir kez paçayı kaptırdık ve bir daha kurtulamıyoruz.-Peki seni ne diye burada tutuyorlar?-Doktorlardan “mazarratlı harfler”i saymalarını istiyorum; cevap veremiyorlar. Bu sefer ben onlara sayıyorum, beni urgana vuruyorlar. Tecrübeli zât karşısındakinin zır deliliğine hükmederek biraz gülümsemiş. İçinden, ‘Hiç mazarratlı (zararlı) harf olur muymuş?” diye geçirirken deli sormuş:-Peki efendi! Siz biliyor musunuz mazarratlı harfleri?-Yook!.. Söylesen de öğrensek!

Devamini Oku

Encümen-i Bîzebân

Bir zamanlar bir grup alim ve şair, "Encümen-i Bîzebân" (Suskunlar cemiyeti-kulübü) adıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, çok yazmak ve çok az konuşmaktı. Molla Camî hazretleri de gençliğinde, bu  cemiyete girmek istiyordu. Günün birinde cemiyetin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için cemiyete geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan ulema heyetine  gönderdi.  Ulema, bu teklifi görünce biraz üzüldüler. Çünki ölen üyenin yerine başka birini almışlardı. Yeni bir üye için yer yoktu. Cemiyet başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Camî'ye gönderdi.  Molla Camî hazretleri durumu anladı. Bir damla daha olsa bardak taşacaktı. Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gül dalından küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi. Bardak taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi. C emiyettekiler bu kibar cevabın manasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı.

Devamini Oku

Yolumuzdaki engeller


Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı? .

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi.

Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.

Devamini Oku

« geri 1 2 3 4 5 6    ileri »
YEMEK | güvenlik sirketi | forex | kompresör | Tabela | huzurevi | kablo | konteyner | Kompresör | KADIN | çelik kapi | hastaneler | otomatik kapi | bademcik | BEBEK | BIZ

ihyaList - ihya.org kaliteli siteler arsivi Popüler Siteler