Temiz » Hikayeler

Hikayeler

Böyle biri geldimi?

Kanuni Sultan Süleyman şehzadelerini sünnet ettirdiği sırada oldukça görkemli bir tören yaptırır. Ondan daha öncede vezir Makbul İbrahim Paşada muhteşem bir düğün yaptırmıştı. Bu düğüne Kanuni Sultan Süleyman'ı davet etmişti. Kanuni Sultan Süleyman bir vesileyle İbrahim Paşa'ya

- Senin düğünle, benim düğünü nasıl buluyorsun? Hangisi daha mükemmel? diye sorar. İbrahim Paşa ;

- Benim düğünüm, der. Padişah şaşkın bir şekilde sebebini sorar. Paşa der ki:

-Efendim, benim düğünümü zamanın koca bir padişahı şereflendirdi.

Devamini Oku

Ben, Allâh yolunda verebileceğim bir tek canım olduğu için ağladım

Abdullah bin Hûzafe-radıyallâhu anh-'ın eşsiz fazîletini ve îman cesâretini sergileyen nice ibretlerle dolu bir kıssası daha vardır:

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-'ın hilâfeti döneminde Şam'ın Kayseriye taraflarında Rumlar üzerine bir İslâm ordusu gönderilmişti. Abdullâh bin Huzafe -radıyallâhu anh- da orduda bulunuyordu. Rumlar onu esir ettiler. Krallerına götürdüler ve; "Bu, Muhammed'in ashâbındandır!" dediler.

Kral, Hazret-i Abdullâh'ı bir eve kapattırıp günlerce yemekten, içmekten alıkoyduktan sonra, ona bir miktar şarap ve domuz eti gönderdi. Üç gün gözlediler. Abdullâh -radıyallâhu anh-, ne şaraba ne de domuz etine el sürmedi. Krala:

"-Onun boynu iyice büküldü. Oradan çıkarmazsanız ölecek!" dediler.

Kral, onu getirterek:

"-Seni yiyip içmekten alıkoyan nedir?" diye sordu.

Abdullâh -radıyallâhu anh-:

"-Gerçi zarûret, onlardan yemeyi ve içmeyi bana helâl kılmıştır, ama ben seni, kendime ve İslâm'a güldürmek istemedim!" dedi.

Kral onun bu vakur tavrı karşısında:

"-Sen hristiyan olsan da mülkümün yarısını sana versem, seni mülk ve saltanatıma ortak yapsam, kızımı da seninle evlendirsem olmaz mı?" dedi.

Abdullâh -radıyallâhu anh-:

"-Sen bana, Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-'ın dîninden göz açıp kapayıncaya kadar dönmem karşılığında mülkünün tamâmını ve bütün Arap mülkünü versen bile, bunu aslâ yapmam." dedi.

Kral:

"-Öyleyse seni öldürürüm." dedi.

Hazret-i Abdullâh:

"-O da senin bileceğin bir şey!" dedi.

Abdullâh -radıyallâhu anh- çarmıha gerildi. Okçular önce ona isâbet etmeyecek şekilde, gözünü korkutmak için ok attılar. Daha sonra kendisine tekrar hristiyan olması teklif edildi. O mübârek sahâbî en ufak bir temâyül bile göstermedi. Bunun üzerine Kral:

"-Ya hristiyan olursun ya da seni kaynar kazanın içine atarım."

Kabûl etmeyince bakırdan bir kazan getirildi, içine zeytin yağı veya su konularak kaynatıldı. Kral, müslümanlardan bir esir getirtti. Hristiyan olmasını teklîf etti. Esir, bu teklifi kabûl etmeyince kazanın içine atılmasını emretti. Müslüman esir, kazana atıldı. Abdullâh -radıyallâhu anh-, ona bakıyordu. Etleri bir anda kemiklerinden soyulup dökülüverdi.

Kral, Abdullâh -radıyallâhu anh-'a tekrar hristiyan olmasını teklif etti. Kabûl etmeyince, onun da kazana atılmasını emretti. Hazret-i Abdullâh kazana atılacağı esnâda ağlamaya başladı. Kral, fikir değiştirdiğini zannederek Abdullâh -radıyallâhu anh-'ı yanına getirtti ve tekrar hristiyan olmasını teklif etti. Şiddetle reddettiğini görünce hayret ederek:

"-Öyleyse niçin ağladın?" diye sordu.

Hazret-i Abdullâh, şu muhteşem cevâbı verdi:

"-Zannetme ki senin bana yapmak istediğinden korkarak ağladım! Ben, Allâh yolunda verebileceğim bir tek canım olduğu için ağladım. Kendi kendime: « Sen şimdi bir tek can taşıyorsun, şu kazana atılacak, Allah yolunda bir anda ölüp gideceksin. Hâlbuki vücûdumdaki kıllar adedince canım olmasını ve her biri için bunların Allâh yolunda bana tekrar tekrar yapılmasını ne kadar arzu ederdim » dedim."

Hazret-i Abdullâh'ın îman celâdet ve asâletiyle sergilediği bu müthiş tavır, kralın çok hoşuna gitti ve onu serbest bırakmak istedi.

"-Başımı öp de seni serbest bırakayım." dedi.

Abdullâh -radıyallâhu anh-, bir mahzûru bulunmayan bu teklife, yine bir teklifle karşılık verdi:

"-Benimle birlikte bütün müslüman esirleri de serbest bırakır mısın?"

Kral:

"-Evet bırakırım." deyince de:

"-İşte şimdi olur." dedi.

Hazret-i Abdullâh -radıyallâhu anh- der ki:

"Kendi kendime; « Hem canımı hem de müslüman esilerin canını kurtarmak için Allâh düşmanlarından bir düşmanın başını öpmem de ne mahzur olacak ki? Öp gitsin! » dedim."

O gün seksen müslüman serbest bırakıldı. Hazret-i Ömer'in yanına geldiklerinde durumu ona anlattılar. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

"-Abdullâh bin Huzâfe'nin başını öpmek, her müslümana düşen bir vazîfedir! Bunu yerine getirmeye ilk önce ben başlıyorum." dedi. Kalkıp onun yanına gitti ve başını öptü. 1

Firâset sâhibi kâmil mü'minler, îmânın kanzandırdığı engin görüş ufku sâyesinde hâdiseleri âhiret penceresinden seyrederler. Bu vesîleyle de her dâim bir artı-eksi, yâni fayda ve zarar hesâbı içinde olurlar. Bu yüzden onların îmân aşkı karşısında, dünyevî ezâ ve cefâların, gelip geçici çile ve ıztırapların, sözü edilecek kadar bile değeri yoktur.

1İbn-i Esîr,Üsdü'l Gâbe, III, 212-213; Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, Beyrut 1986-1988, II, 14-15.

Devamini Oku

Ben, Allâh yolunda verebileceğim bir tek canım olduğu için ağladım

Abdullah bin Hûzafe-radıyallâhu anh-'ın eşsiz fazîletini ve îman cesâretini sergileyen nice ibretlerle dolu bir kıssası daha vardır:

Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-'ın hilâfeti döneminde Şam'ın Kayseriye taraflarında Rumlar üzerine bir İslâm ordusu gönderilmişti. Abdullâh bin Huzafe -radıyallâhu anh- da orduda bulunuyordu. Rumlar onu esir ettiler. Krallerına götürdüler ve; "Bu, Muhammed'in ashâbındandır!" dediler.

Kral, Hazret-i Abdullâh'ı bir eve kapattırıp günlerce yemekten, içmekten alıkoyduktan sonra, ona bir miktar şarap ve domuz eti gönderdi. Üç gün gözlediler. Abdullâh -radıyallâhu anh-, ne şaraba ne de domuz etine el sürmedi. Krala:

"-Onun boynu iyice büküldü. Oradan çıkarmazsanız ölecek!" dediler.

Kral, onu getirterek:

"-Seni yiyip içmekten alıkoyan nedir?" diye sordu.

Abdullâh -radıyallâhu anh-:

"-Gerçi zarûret, onlardan yemeyi ve içmeyi bana helâl kılmıştır, ama ben seni, kendime ve İslâm'a güldürmek istemedim!" dedi.

Kral onun bu vakur tavrı karşısında:

"-Sen hristiyan olsan da mülkümün yarısını sana versem, seni mülk ve saltanatıma ortak yapsam, kızımı da seninle evlendirsem olmaz mı?" dedi.

Abdullâh -radıyallâhu anh-:

"-Sen bana, Muhammed -aleyhissalâtü vesselâm-'ın dîninden göz açıp kapayıncaya kadar dönmem karşılığında mülkünün tamâmını ve bütün Arap mülkünü versen bile, bunu aslâ yapmam." dedi.

Kral:

"-Öyleyse seni öldürürüm." dedi.

Hazret-i Abdullâh:

"-O da senin bileceğin bir şey!" dedi.

Abdullâh -radıyallâhu anh- çarmıha gerildi. Okçular önce ona isâbet etmeyecek şekilde, gözünü korkutmak için ok attılar. Daha sonra kendisine tekrar hristiyan olması teklif edildi. O mübârek sahâbî en ufak bir temâyül bile göstermedi. Bunun üzerine Kral:

"-Ya hristiyan olursun ya da seni kaynar kazanın içine atarım."

Kabûl etmeyince bakırdan bir kazan getirildi, içine zeytin yağı veya su konularak kaynatıldı. Kral, müslümanlardan bir esir getirtti. Hristiyan olmasını teklîf etti. Esir, bu teklifi kabûl etmeyince kazanın içine atılmasını emretti. Müslüman esir, kazana atıldı. Abdullâh -radıyallâhu anh-, ona bakıyordu. Etleri bir anda kemiklerinden soyulup dökülüverdi.

Kral, Abdullâh -radıyallâhu anh-'a tekrar hristiyan olmasını teklif etti. Kabûl etmeyince, onun da kazana atılmasını emretti. Hazret-i Abdullâh kazana atılacağı esnâda ağlamaya başladı. Kral, fikir değiştirdiğini zannederek Abdullâh -radıyallâhu anh-'ı yanına getirtti ve tekrar hristiyan olmasını teklif etti. Şiddetle reddettiğini görünce hayret ederek:

"-Öyleyse niçin ağladın?" diye sordu.

Hazret-i Abdullâh, şu muhteşem cevâbı verdi:

"-Zannetme ki senin bana yapmak istediğinden korkarak ağladım! Ben, Allâh yolunda verebileceğim bir tek canım olduğu için ağladım. Kendi kendime: « Sen şimdi bir tek can taşıyorsun, şu kazana atılacak, Allah yolunda bir anda ölüp gideceksin. Hâlbuki vücûdumdaki kıllar adedince canım olmasını ve her biri için bunların Allâh yolunda bana tekrar tekrar yapılmasını ne kadar arzu ederdim » dedim."

Hazret-i Abdullâh'ın îman celâdet ve asâletiyle sergilediği bu müthiş tavır, kralın çok hoşuna gitti ve onu serbest bırakmak istedi.

"-Başımı öp de seni serbest bırakayım." dedi.

Abdullâh -radıyallâhu anh-, bir mahzûru bulunmayan bu teklife, yine bir teklifle karşılık verdi:

"-Benimle birlikte bütün müslüman esirleri de serbest bırakır mısın?"

Kral:

"-Evet bırakırım." deyince de:

"-İşte şimdi olur." dedi.

Hazret-i Abdullâh -radıyallâhu anh- der ki:

"Kendi kendime; « Hem canımı hem de müslüman esilerin canını kurtarmak için Allâh düşmanlarından bir düşmanın başını öpmem de ne mahzur olacak ki? Öp gitsin! » dedim."

O gün seksen müslüman serbest bırakıldı. Hazret-i Ömer'in yanına geldiklerinde durumu ona anlattılar. Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

"-Abdullâh bin Huzâfe'nin başını öpmek, her müslümana düşen bir vazîfedir! Bunu yerine getirmeye ilk önce ben başlıyorum." dedi. Kalkıp onun yanına gitti ve başını öptü. 1

Firâset sâhibi kâmil mü'minler, îmânın kanzandırdığı engin görüş ufku sâyesinde hâdiseleri âhiret penceresinden seyrederler. Bu vesîleyle de her dâim bir artı-eksi, yâni fayda ve zarar hesâbı içinde olurlar. Bu yüzden onların îmân aşkı karşısında, dünyevî ezâ ve cefâların, gelip geçici çile ve ıztırapların, sözü edilecek kadar bile değeri yoktur.

1 İbn-i Esîr,Üsdü'l Gâbe, III, 212-213; Zehebî, Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ, Beyrut 1986-1988, II, 14-15.

Devamini Oku

Ben Böyle Namaz Kılamadım

Bir kere Hatemi Zahid Hazretleri, Âsım b. Yusuf Hazretlerinin yanına girdiğinde Âsım ona:
- Ey Hatem! Namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?" diye sordu. O da:
- Evet, dedi. Bunun üzerine Âsım Kuddise Sırruhu:
- Peki, nasıl kılıyorsun?" diye sorunca dedi ki:
- Namaz vakti yanaşınca abdestimi sünnet vechi üzere tazeliyorum. Sonra namaz kılacağım yere gelip dikiliyorum, ta ki her uzvum yerleşiyor. Kâbe'yi iki kaşımın arasında, makamıı İbrahim'i göğsümün hizasında, Allahu Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pak ve uzak) olduğu hâlde başımda hazır, kalbimdeki her şeyi bilir olduğu hâlde görüyorum. Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde, cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum. Ve kılacağım namazın, son namazım olduğunu zannediyorum. Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini alıyorum, düşüne düşüne okuyorum. Tevazu ile rükûya eğiliyor, tazarru ile secdeye kapanıyorum. Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunup, sünnet üzere selâm veriyorum. Sonra da o namazı ihlâsla teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum. Ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum.
Bunu duyan Âsım Kuddise Sırruhu Hazretleri hayretle:
- Ey Hatem! Senin namazın böyle mi? dedi. O da:
- Evet, otuz senedir böyle kılıyorum, deyince Asım Hazretleri ağlayarak:
- Ben daha bu zamana kadar hiç böyle namaz kılamadım, dedi.

Devamini Oku

Romantik Kaptan

Çek-Senet mafyasında kullanılan kartvizitlerde "Ben sizi bulurum!" yazarmış. Yani:

    "Nereye kaçarsanız kaçın, tepenizde biterim!."

    Başa gelen musibetler de öyle.

    İster denizde olun ister havada, o sizi bulur, asla gecikmeden.

Devamini Oku

Sakın Sandığı Boş Bırakma


İmâm-ı Gazâlî Hazretleri'nden:

İyi bil ki, bir gün; gece ve gündüzü ile yirmi dört saattir. Kıyâmet günü insanoğlunun önüne her gün için yirmi dört tane kapalı kutu getirilir. Kutunun birini açıp, o saatte yaptığı amellerin mükâfâtı olarak, içinin nur ile dolu olduğunu görünce, Allâh'ın lütfunu düşünerek kul öyle sevinir ki, bu sevinci cehennem halkı arasında pay-laşılsa, cehennemin acısını duymaz olurlardı.

İkinci kutuyu açtığında, bundan karanlık ve pis kokular çıkar ki, bu da isyân ile geçirdiği saattir. Buna da öyle üzülür ki, eğer bu üzüntü cennet halkına dağıtılsaydı, kederlerinden cennetin zevkini kaybederlerdi.

Üçüncü bir kutu daha açılır ki içi tamamen boştur. Bu da uyku veya mübah şeylerle geçirdiği saattir. Fakat küçük bir hayrın ecrine dahi şiddetle ihtiyaç duyulan o günde, imkânı olduğu hâlde büyük bir kazancı kaybeden tüccarın zararı gibi ye hattâ çok daha fazla yanar ve o saati boşa geçirmesinin acısıyla kıvranır.


Bu kadar zarar ve aldanma sana kâfîdir.

O hâlde "Ey nefsimi Fırsat eldeyken sandığını iyi doldur, sakın boş bırakma. Tembelliğe düşme, sonra yüksek derecelerden düşersin."

Devamini Oku

Cen.NET Cafe

Falanca Camii imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.

 

Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim "fesüphânallah'lar, estağfirullah' lar çektirir hoca efendiye, hem de ardı arkasınca:

Devamini Oku

Soğan

Kurnaz bir tüccar güney denizlerindeki adalarda yaşayan yerlilerin bol miktarda altını olduğunu duyunca bir gemi dolusu soğanla birlikte yola çıktı.
Hayatlarında ilk defa soğan yiyen yerliler soğandan o kadar memnun kaldılar ki tüccara bunun karşılığında bir gemi dolusu altın verdiler.

 

Devamini Oku

Hz. Süleyman (a.s.) İle Karınca

    Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da,

    - "Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.

    Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler.

    Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır.

    Acaba neden yemedi?

  

Devamini Oku

Lakap

Abbasî soyundan biri hilafet iddiasında bulunmuştu. Öte yandan son derece kan dökücü zalim biriydi. Bir gün nedimini çağırdı:

 - Bana bir lakap bul; ne bileyim, Mu'tasımbillah, Mütevekkilalallah gibi.

    Nedim: Neûzübillah olsun efendim!

Devamini Oku

« geri 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42    ileri »

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34

Alt Kategoriler

Ana Bölümlerimiz

Hikaye Sitelerinden



Temiz hikayeler en kapsamlı hikaye sitesi
Bir Hikaye | Bilim | Hikayeler