Temiz » Hikayeler
Hikayeler
Haccacı alime ders veren çocuk
Bir gün Haccaci alimin yanina on yaslarinda bir cocuk dahil olup haccacin zulüm ve tecavüzlerinin eseri olmak üzere hakkinda varid olan ahiret cezasini bildiren kur´ani kerimden bazi ayeti- celileleri okuyunca bir yere yaslanan haccac hemen dogrulur ve söyle söyler. Ey cocuk ben sende akil,zeka ve gelecek alameti görüyorum sen kur´ani kerimi ezberledinmi hafizmisin dediginde.
Cocuk kur´ani kerin müteferrik miki yani daginikmiki onu hifz edeyim diye cevap verdi.
Haccac kur´ani cemii ettinmi diye sordugunda Cocuk kur´ani kerim daginikmiki onu cemii edeyin diye cevap verdi.
Haccac sen kur´ani kerimi muhkem ezberledinmi diye süal ettiginde,Cocuk Hazreti onu muhken inzal eyledi diye cevap verdi.
Sütçü
İhtiyar adam, zorlukla taşıdığı süt güğümlerini çadır direkleri arasından geçirmeye çalışırken:
-Süüt...!, diye bağırıyordu. Süt isteyen süt kuzularına...
İhtiyar, henüz sözünü tamamlamamıştı ki, çadırından çıkan öfkeli bir adam:
-Sen aklını kaçırdın herhalde! diye kükredi. Biz yaralılarımızla uğraşırken, sen para kazanma sevdasındasın.
SU, kendine sırdaş arıyordu
SU, kendine sırdaş arıyordu
-Önce buluta verdi sırrını.
-Ağır geldi sır buluta.
-Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.
-Sonra göle gitti su.
-Ona anlattı derdini.
-Bu arada bulut suyun sırrını tekrar tekrar yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için , zaman zaman taşıyordu
göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.
-Sonra nehre ulaştı suyun sırrı.
-Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti.
-Dereye verdi.
Ada Sahibi Ya Da Ada Olmak
{mosimage}
Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamlarına son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalarına bırakırken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlardı.
Bu olaya yalnızca Thomas Cook değil, o bölgede ki balıkçılarda yıllardır tanık olmuşlardı. Kuş bilimcileri ise, yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onların, birbirleri peşisıra kendilerini ölümün kucağına atmalarının nedenini bir türlü çözemiyorlardı.
Gerçek, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında anlaşıldı. Bu trajik olayın yaşandığı yerde bir zamanlar bir ada vardı. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanların, yok olduğunun bile ayırdına varamadıkları ada, göç yollarının ortasında kuşlar için vazgeçilmez "dinlenme" durağıydı. Kuşlar binlerce yıllık kalıtımsal alışkanlıklarıyla adanın yerini bilmekteydiler ve yıpratıcı, uzun yolculuklarının ortasında, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce yıllık kalıtımsal güdüleriyle, okyanusun ortasındakiadaya geliyorlardı ama...
Ayazın hikâyesi
Sultan Gazneli Mahmud Han, bir zaman, maiyeti ile beraber ava çıkmıştı. Avda bir ceylanın peşine takıldı. Saatlerce bunun ardından koştu. Maiyetinden tamamen koptu. Çok yorgun olarak bir köye vardı. Çok hararetlendiği için köylülerden su isteyecekti. Köyde kimseyi bulamadı. Sadece “Ayaz” isminde bir genç vardı.
Ayaz, hâl ve hareketinden, gelen misafirin padişah olduğunu anladı. Ona gereken izzet ve ikramda bulundu. Padişah kendisine dedi ki:
- Çok susadım, bana soğuk bir su verir misin?
Ayaz, “Peki efendim, derhal efendim” deyip, padişahı konuşturarak oyalamaya başladı. Padişah arada sırada, “Su ne zaman gelecek” diye hatırlattığında, çok kibar bir şekilde şöyle cevap veriyordu:
Can verdi, baş vermedi!
Macaristan'daki Türk sınırlarını bekleyen Grijgal palankasında, o Cuma sabahı neş'eli bir hava hüküm sürmekteydi. Zira ertesi günden itibaren Kurban Bayramı başlayacaktı. Kalenin beyi, Kapoşvar'ı fethe hazırlanan Osmanlı ordusuna katılmak üzere askerlerinin çoğunu alarak gitmişti. Ama, mevsim şartlarının elverişsizliği sebebiyle sefer ilkbahara tehir edilmiş, o da orduyla birlikle Budin'e çekilmişti.
Kürt Olarak Akşamladım, Arap Olarak Sabahladım
Gayet meşhur bir söz olan "Kürt olarak akşamladım, Arap olarak sabahladım" sözünün niçin söylendiği ile alâkalı olarak şöyle bir kıssa nakledilir:
Ebû Abdullah el–Müştehir Hazretleri, aslen Şirazlı bir Kürt ailedendir. Şöhreti her tarafa yayılmış olan büyük bir âlimdir. Sahip olduğu bu ilmini, medreselerde hocalardan okuyarak, rahlelerde dirsek çürüterek elde etmemiş; ilim ehline olan büyük hürmeti ve ilim sahibi olma konusundaki fevkalade arzusu sebebiyle kendisine Allah tarafından ilm–i ledün olarak ihsan edilmiştir.
Ebû Abdullah el–Müştehir Hazretleri çok arzu etmesine rağmen maalesef okuyamamıştı; ama ilim ehlini çok seviyordu. Fırsat buldukça onların ders halkalarına katılır, onları dinler, gerekirse bazı meseleleri onlara sorar ve onlarla hemhâl olurdu
Şu söylediğin cümleyi bir kafir söylese Müslüman olur
Anlatılır ki: Bistâm'ın ileri gelenleri arasında zâhid bir kişi vardı. Kendisine tâbi olanlar olduğu gibi, herkes ona tâzimde bulunurdu. Bu zat, Bâyezîd-i Bistâmî'nin sohbet halkasından eksik olmazdı. Bir gün Bâyezîd-i Bistâmî'ye sordu: “Ey Şeyh Hazretleri! Otuz senedir, sürekli olarak gündüzleri oruç tutar, geceleri namaz kılarım. Fakat senin anlatmış olduğun ilimlerden ve hâllerden kendimde eser bulamıyorum.” dedi. Bâyezîd-i Bistâmî: “Üç yüz sene oruç tutup, namaz kılsan, yine de bahsettiğin tasavvuf deryasından zerre koku alamazsın!”
Dostumuzdan elini çek..!
Rivayet edilir ki: Mâlik b. Dinâr Hazretleri'nin şirret, çirkef, genç bir komşusu vardı. Mâlik b. Dinâr Hazretleri sürekli bu gençten eza ve cefa görür; fakat sabreder, sesini çıkarmazdı. O isterdi ki bu meseleyi başkaları çözsün. Bu âsi ve zorba gencin çirkefliği, şehrin bütün ahalisinin başına belâ olmuştu. Ahaliden bir grup, bu soruna bir çözüm bulması için Mâlik b. Dinâr'a gelir. Durumu arz ederler ve bir çare bulmasını isterler. Mâlik b. Dinâr kalkıp, gencin yanına gider. Genç bugünün tâbiri ile kabadayı bir kişiliğe sahiptir. Karşısında Mâlik b. Dinâr'ı gören genç, önce dinler; sonra sert bir ifadeyle: “Ben padişahın adamıyım. Hiç kimse benim hareketlerime engel olamaz! Ben istediğim gibi hareket ederim.” der. Mâlik b. Dinâr:
Elma satarım, elma, elma var..!
Alâeddin Attâr Kuddise Sırruhu Hazretleri, Şah-ı Nakşibendî Kuddise Sırruhu Hazretleri'nin eteğine tutununca ondan şu emri aldı: “Oğlum Alâeddin! Bu tablayı başına koyacak ve içindeki elmaları, yalın ayak dolaşarak, Buhâra'nın çarşı ve pazarlarında avaz avaz bağırıp, satacaksın.” Alâeddin'in eline içi elma dolu bir tabla tutuştururlar ve onu Buhâra sokaklarına salarlar. Alâeddin devrin itibarlı ve zengin ailelerinden birinin oğludur. Zenginliğin ve ilmin gururundan tek eser göstermeksizin, sokaklara düşer.
Alt Kategoriler
- Dini Hikayeler
- Komik Hikayeler
- Bilim Kurgu Hikayeleri
- Sevgi Hikayeleri
- Tarihi Hikayeler
- Ilginc Hikayeler
- Basari Öyküleri
- Korku Hikayeleri
- Dostluk Hikayeleri
- ibretli Hikayeler
- Kahramanlik Hikayeleri
- Nükteler
- Hazir Cevaplar
- Ask Hikayeleri
- Türkü Hikayeleri
- SEN DE EKLE
Ana Bölümlerimiz
- Anasayfa
- Tüm Konular
- Hikayeler
- Fikralar
- Masallar
- Efsaneler
- Biyografiler
- Destanlar
- Nasihatlar
- Videolar
Hikaye Sitelerinden
- Ihya Hikayeleri
- Zehirliok Hikayeleri
- Dini Hikaye ve Kissalar
- KeskinBicak Hikayeler
- Hidayet Öyküleri
- Dini Hikayeler
- Sahabelerin Hayatlari
- Molla Cami Hikayeler
- Videolar ve Hikayeler
- Islami Kariyer Hikayeleri
sitemizde su an teknik calismalar oldugu icin bazi konu ve bölümlere ulasamaya bilirsiniz. anlayisiniz icin tesekkür ederiz. En kisa zamanda sitemizi daha da güzellestirecegiz insaallah.